
Bazı insanlar vardır, yazmak için yaratılmıştır. Ne yazdıkları sadece detaydır. Karnaval'ın ilk konuğu Gaye, bugün bu tarza vereceğim örneklerden birisi. Keskin zekası, biraz sivri ama daha çok zengin yazı diliyle birleşince, yüzlerce kişinin sürekli takip ettiği bir blog halibe geliyor Eylülce. Gaye karnavala “iyi ürün üretmek yetmez” derler kadim zamanlardan bu yana başlıklı yazısı ile katılıyor. Savunduğu tez çok gerçekçi, ürün başarılı olmak için yeterli değildir. Özellikle üretim çağını aşıp, iletişim çağına gelmemizle beraber, ürün artık "competitive adventage" olmak için asla yeterli olamıyor. Çünkü siz özel bir şey ürettiğiniz anda, rakipleriniz aynısını çok daha hızlı ve belki de ucuza üretebiliyor. Bu konu, Gaye'nin kaleminden okunası zevkli bir hale geliyor.
Kara'nın blogu e-dünya'yı takip edenler bilir, internet dünyasını, tasarımcı veya kodlayıcı gözü ile değil, kullanıcı gözü ile değerlendirir. Zaten asıl önemli olan da bu değil midir? Bizim yaptıklarımız değil, kullanıcılarımızın (müşterilerimizin) hissettikleri. Henüz takip etmeye başlamamış olanlara zevkle okuyacaklarının garantisini veririm. Seçtiğimiz yazı, Google AdWords ile İş Bulmak! başlıklı. Search Engine Marketing, son yılların yükselen ve etkili pazarlama aracı. Neyran bu yazısında bunu nasıl kişisel pazarlama aracı olarak da kullanılabileceğini, müthiş bir fikirle anlatmış.
Jones Soda ilk olarak şişelerinin üzerine müşterilerinin gönderdiği fotoğrafı basarak dikkat çekmişti. Fotoğrafını gönderen müşteriler bilirdi ki, ülkenin bir yerinde üzerinde kendi resmi basılı bir şişe Jones var. Görsel ve sanatsal zekasının çok yüksek olduğunu düşündüğüm Barış, karnavala Sanal ortamda bir marka Jones Soda yazısıyla katılıyor karnavala. Jones Soda'nın web 2.0 çalışmasının neden başarılı olduğunu örnekleri ile anlatıyor. Tüm büyük şirketler web 2.0'da olmaları gerektiğini biliyorlar. Bilmedikleri tek şey, nasıl yapmaları gerektiği. Bu yazı tam da onlar için! Girmişken Barış'ın playlistinden bir şarkı dinlemeyi ihmal etmeyin derim.
Tunç'un bir atölyesi var, fikir atölyesi. Tunç her çalışma gününde (hemen her gün yani), önlüğünü giyer, aletlerini alır (kahvesi ve sigarası çoğu zaman) ve çalışmaya başlar. Aslında atölyeye girmeden önce çalışmaya başlamıştır. Çünkü fikir üremek için özel bir yer aramaz, her an Tunç'un beyninde kıvılcımlanır. Ama bu fikirleri düzenli bir hale sokmak, paylaşılabilir habe getirmek için atöyleden güzel bir yer bulamazsınız. Yine böyle yoğun bir çalışmanın sonunda yazıldığı belli Jan Nahum, Formula 1 ve Türkiye yazısının. Tunç'tan çalakalem yazılmış birşey okuyamazsınız genelde. Bu yazının da en az 2-3 günü vardır. Siz 10 dakikada okurken, bunu da aklınızın bir kenarına not alın derim. Ve unutmayın, bir şeyi ne kadar çok istediğiniz değil, istemeyi ne kadar sürdürdüğünüz önemlidir.
İşte buraya yazıyorum, pazarlama akademisyenleri arasında 5 yıl geçemeden bir isim yer alacak ki, yerli Peter Drucker olacak. Pazarlama ile ilgili her söyleme kantitatif bir araştırma ile cevap verebilecek kadar araştırmacı, gidip yerinde görmeyi tercih edecek kadar gözlemci ve herkese olumlu yorumlar yapabilecek kadar da alçak gönüllü yazıları ile Zeynep'ten başkası değil o kişi. Öğrenci olup da bu blogları takip edenlere bir ip ucu, Blogistan'dan daha iyi bir ödev kaynağı bulamazsınız pazarlama ile ilgili, benden söylemesi :) Doğru şeyler yaptığınızı düşündüğünüz anda bile neyle karşılaşacağınızı bilemeyebilirsiniz başlıklı yazısında, yine o akademisyen sorgulamacılığı ile tüm dünyada başarılı olarak görülen Starbucks'ın her ne kadar sosyal sorumluluk adına çokça çaba sarfetse de, neden hala bazı organizasyonlar tarafından eleştirildiğini ve aleyhinde kampanyalar başlatıldığını, bu örnekten çıkarak sosyal sorumluluk projelerini yaparken nelere dikkat edilmesi gerektiğini yazmış.
Refik, blog dünyası ile tanışmama yol açan kardeşim, arkadaşım. Mobiliteyi iş başında öğrenen ve bu bilgilerini kullanmak için süreki birşeyler yaratmak adına gri hücrelerini çalıştıran birisi. Bu sıralar yurtdışında ve blogunu çok sık güncelleyemiyor ama ziyaretçileri ısrarla kapısını çalmaya devam ediyorlardır eminimki. Mobil Pazarlama ve m-kampanya modelleri başlıklı yazısı belki yeni değil ama benim favorilerimden. Mobil pazarlama ve m-kampanya modellerinin çok güzel derlendiği bu yazı, tüm pazarlamacılar için Mobil Pazarlama 101 ders notu olarak okutulacak nitelikte.
So-be'nin sahibi Meltem, tüm dünyadan topladığı pazarlama ve özellikle reklam örneklerini derlemeleri ile başarılıdır. Bu örnekleri sadece masamıza getimekle kalmaz, bunların sonuçlarını, markalara olan etkilerini ve eskik yapılmış yönlerini de gösterir. Buna bir örnek Coca-Cola Tadında Hayat başlıklı yazısı. Bu karnavalın bir diğer başarılı Web 2.0 geçiş çalışması. Coca-Cola yapıyorsa takip etmek lazım.
Pazarlama nelere kadir dedik ve örneklerini aradık. Marketallica'nın sahibi Özgür fikir üretimi ve beğendiği fikirleri paylaşması ile tanınır. Kullanıcı üretimi içerik (user generated content) konusunda Türk rock grubu Redd'in yaptığını, dinleyicileri de albüm üretiminin içine kattığı bir örnek Sadece Hayranı Değilim yazısı. Web 2.0'da daha çok iş fırsatları var. Üstelik bunlar yeniden yaratılmayı bekleyen alt yapılar değil, hali hazırda kurulmuş alt yapıların, farklı kullanım şekilleri ile ortaya çıkacak.
Pazarlamanın kaç P'si vardır? Valla ben bilemiyorum, benim için tek P'si önemli: Para. Şaka bir yana Özen Demircan, Pazarlama Karması'nda pazarlamanın 7P'si ile ilgili görüş, örnek ve sonuçları paylaşıyor. Karnavala sıcağı sıcağına yetiştirdiği yazı, milyarlarca euroluk bütçesi ile geçtiğimiz aya damgasını vuran dünya kupası ve önemli sponsorlarından Adidas ile ilgili, Adidas ve Dünya Kupası. Geçtiğimiz ay bir çok Adidas çalışması gördük pazarlama bloglarında futbol ve dünya kupası ile ilgili. Peki bu çalışmaların sonucu ne mi oldu dersiniz? Buydun Özen'den okuyun.
Pazarlama blog yazarları arasında Selim abinin yeri benim için farklıdır. Yazdığı yazılar kadar, başkarının yazılarına da özenli ve katkı sağlayıcı yorumlar yazar. Bazı zamanlar gece saat 2'ye doğru karşılıklı mailleşirken buluyoruz kendimizi. Bu, olayları aynı şekilde değerlendirmekten ve aynı düşünce tarzından olmaktan kaynaklanmıyor. Bu fikirleri paylaşmanın ve tartışmanın (fikir kazanını karıştırmak diyorum ben buna) ne kadar önemli ve geliştirici olduğunu bilmekle alakalı. Herkesin sürekli gelişim için sahip olması gereken bir özellik. İşte yine böyle tartışma yaratan bir konu ile ilgili yazı yazmıştı Selim abi. O yazısı çok okundu ve başka yazarlar tarafından da farklı açılardan değerlendirildi. Cola Turka'nın logo değişimi başlığı altında, konumlandırma değişikliği ile ilgiliydi bu yazı. Selim abi karnavala, bu yazı ile değil ama bu yazının ardından gelen tartışmalar sonrasında ele aldığı yazı ile, Ev sahipleri ve misafirler! ile katılıyor. Selim abinin akıcı, biraz uzun :) ama kusursuz Türkçe kullanılarak yazılmış yazılarına bırakıyorum sizi.
Pazarlama ve reklam dışında yazasa da çok büyük zevkle okuyacağım bir diğer yazar Murat Kaya'dır. Sadece gerçek olayları aktarma şekli değil, zaman zaman aklına bir anda gelen hikayeleri de blogunda yayınlıyor. Ne var ki, bazen gerçek olarak algılanabiliyor bu yazılar :) Metin yazarının sahip olması gereken en önemli özelliklerden birisi de geniş kültür birikimi olsa gerek. Murat bunun canlı örneklerinden birisi. Karnavala Putney Swope yazısı ile katılıyor. Reklamcılık üzerine başarılı bir film(miş). Bana bir kopyasını ulaştırınca ben de kendi fikrimi paylaşabileceğim. O zamana kadar tek yorum Murat'ın yazısı. Okuyun derim.
İşimiz iletişim. Yazıyoruz, okunmak için. Konuşuyoruz, anlaşılmak için. Düşünüyoruz, üretmek için. Peki bunları yeterince verimli yapıyor muyuz? Ad(kritik)'in sahibi Burak, Flesch Formülü başıklı yazısında, konu ile ilgili Rudolf Flesch'in formülünü aktarıyor. Önce yazıyı, sonra kitabı okuyun derim.
Serdar Öner, karnavala konu olan Yabancı mı, yerli mi? başlıklı yazısında, Türk markası olmanın zaman zaman yarattığı zorluklardan bahsediyor. Bir çok marka bunu (milliyetçi duyguları) en önemli pazarlama silahı olarak kullandığını düşünürsek, yazının içeriği daha da ilginç hale geliyor. Okuyunca, bu düşüncesini hangi yönlerden desteklediğini görebiliyorsunuz.
Murat Buyurgan, Garanti bankasının internet şubesinin aldığı ödülü duyurma şekli ile ilgili yazdığı yazıyla, markanın sadece ödül almanın gururunu taşımadığını, bunu bile çok başarılı bir şekilde müşteri etkileşimi aracı olarak kullandığını vurguluyor. Yeni tasarımı ve domaini ile bloga misafir olup Bravo Garanti.Teşekkürler Garanti! başlıklı yazıyı okuyabilirsiniz.
Arda Kutsal, internet dünyasını yakından takip eden ve bunun için çeşitli araçlar geliştiren bir blogger. Bir çok yazısı ve paylaşımı arasında benim karnavala özellikle taşımak istediğim, Blog okuyan yönetici var mı? başlıklı. Okumayan yönetici varsa da bile, yeterli mi ki? Yeterli değil, hepsinin blog yazaması gerekir hatta.
Müşterilerimizi stratejilerin ortasına koymak iyi de, bu bir noktadan sonra müşteriyi şımartmak şekline de dönebilir. Müşteri odaklı olmak ile, müşteriyi hiç anlamadan ne bulursan bol bol vermek, asla müşteri memnuniyeti odaklı değil. Pazar-lamaca'dan Arzu, Daha Ne İstiyorsun Müşteri? başlıklı yazısında bu ironiye değilmiş. Gerçekten, en müşteri daha ne istiyosun, bonusuna bir de taksit mi?
Son dönemin araçlarından birisi Advergaming, oyunların içine reklam yerleştirmek. Bunun tersi de mümkün, oyun karakter ve göresellerini kullanarak reklam çekmek. Bununla ilgili bir örneği Marketing Post'tan karnavala aldığım yazı GTA’da Coca Cola içen iyi insan oluyor başlıklı. Oyun pazarının bu kadar büyüdüğü bir dönemde, pazarlama dolarları ile bu sektörün birleşmesi, hiç de anormal değil.
Yazılarını zevkle okuduğum bir diğer akademisyen, Prof. Dr. İsmail Kaya. Bu title'ların ne büyük zorluklarla alındığını bildiğim için, yazmadan geçmek istemedim. İsmail beyin karnavala konu olacak yazısı, İşi Tatil Olanın başlıklı. Pazarlamacının sermayesi duyu organları ve beynidir. Ve bunların hiç biri tatil yapmaz. Devamı yazıda...
Karnavala konuk yazar olarak davet ettiğim bir diğer üstad da Şahin Tekgündüz. Blogunun adı Mah-zen gibi, yıllandıkça değerlenen anılarını genelde kaleme alıyor, kusursuz Türkçe'si ile. Boş bir vaktinizde satır satı okumanızı tavsiye ettiğim yazısı Büyük lokma kolay yutulabilir mi? başlıklı. Paranın para olduğu, bugün çocuk oyuncağı haline gelen teknolojilerin olmadığı dönemde nasıl pazarlama yapıldığını keyifle okuyorum ben.
Bilenler vardır, ilk5 adında bir blog açmıştım birkaç ay önce. Şimdi bu blog benim olmaktan çıktı, 20'ye kayın yazar ortağı var. Bu blogdaki ilk yazım Blogging başlığını taşıyordu. Listenin 2 numaralı maddesi "yeni insanlarla tanışma fırsatı" idi. Bugün görüyorum ki, bir çok yeni insanla tanışmışım. İçecek yetiştirmekte zorlandım karnavalda :) Umarım ev sahipliğimden menun kalmışsınızdır.
Sevgiler...
Son dakika gelişmesi: Karnavala yoğun trafikten ötürü geç katılan bir arkadaşımız daha oldu. Evden çıkış saaatini ayarlayamamız, biz de kapıda kendisine biraz zorluk çıkarttık sanırım :) Ama bu, özellikle son dönemde çok efektif kullanılmaya başlanan outdoor çalışmalarının bir örneği olarak yazdığı çok taraflı medya yazısını karnavala taşımamıza engel olmadı Theone'dan Volkan'ın. Ben bu tür outdoor çalışmalarını yapanları, sokak sanatçılarına benzetiyorum. Hem müşterileri, hem kendiler tatmin oluyorlar. Ülkemizdeki örnekleri de hızla artıyor. Yakında sokakta yürürken, çağdaş sanatlar müzesi geziyor gibi hissedebiliriz. Ne hoş!



